Empati, karşımızdakini duymak, hissetmek, dünyaya bir de karşı tarafın gözüyle bakmaktır. Empatinin azalması ya da yitimi insanca davranmanın azalmasına ve giderek insanlığın rafa kaldırılmasına, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın !" vurdum duymazlığına yol açar. Arno Groen, “Empatinin Yitimi”adlı eserinde, empati( eşduyum) yitiminin sebepleri için şöyle diyor: “Biz bedensel ve ruhsal gelişimimiz için diğer insanlara ihtiyaç duyan toplumsal varlıklarız. Ancak insanın kendi yetersizlik duygusundan kaynaklanan ve onu bir iktidarla özdeşleşmeye götüren durum, empatinin yitimine yol açmaktadır. Kendi sorumluluğunu, üst sistemlere devreden bir insan oluş, yabancılaşmış bir insan oluştur. Yabancılaşmış insan, asıl kaynaklarından kopmuş, havada kalmış deneyimlere dönüşerek körelmiş duygulanımların tutsağıdır. Kimliklerini iktidarla ve onun sembolleriyle özdeşleşmeye dayandıran bireyler, insan oluşlarının zeminini yitirirler ve böylece kendilerini algılayış biçimleri, güce dayalı bir toplumsal sistemin sürekliliğini sağlamaya hizmet eder hale gelir. Kısır döngü başlar. Bir başka tehlike de, vicdanın yerini görevin, kimliğin yerini de iktidarla özdeşleşmenin aldığı “bürokratik” kişilik oluşumudur. Vicdanın yerini alan " otoriteye bağımlı bürokratik kişilik" empati yitimine yol açar. Bu durum ise zamanla haksızlıklara karşı duyarsızlık oluşturur." Haksızlıkları görmemek gönüllü köleliktir; haksızlığa alışmak ise iki kere köleliktir. Dünyada sayısız acı ve haksızlık var… Bu acılar ve haksızlıklar içinde hiç şüphesiz en kolay katlanılanı da başkasına ait acı ve haksızlıktır.
Başkalarının acılarını ve başkalarına yapılan haksızlıkları görmezden, duymazdan gelmek insani yönün yitimidir. Haksızlıklar karşısında tarafsız kalmak, haksızlık yapanların yanında yer almaktır. İnsanlığımız, yaptıklarımızı ve yapılanları sorgulamakla başlar. Tolstoy diyor ki: "Bir insan acı duyuyorsa canlıdır; başkasının acısını duyabiliyorsa "İNSAN'dır." İnsanlık, empatik düşünme ve davranmayı gerektirir.