“Toplumlar bir anda çökmez. Sessizce, fark edilmeden, değerlerini kaybederek çözülür. “
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada karşılaştığım bir yazı, beni bu satırları kaleme almaya itti. Toplumun en kırılgan kesimlerine uzanan yardım eliyle örnek olan, insanlığa dokunan yönüyle dikkat çeken Sayın Murat Sural’ın “vefa” üzerine yaptığı tespitler, aslında hepimizin bildiği ama yüzleşmekten kaçındığı bir gerçeği yeniden hatırlattı. Bugün içinde yaşadığımız dünya, gerçeğin değil algının hüküm sürdüğü bir yer haline geldi. Yalanlar, doğruların önüne geçti. Vefa ise neredeyse unutulan bir kavrama dönüştü. Herkes kendi hayatını en iyi şekilde göstermenin peşinde…Ama kimse yaşadığı hayatın içeriğini sorgulamıyor. Görüntü var, öz yok. Oysa hayat, sadece bir kez bize verilen en kıymetli emanet. Buna rağmen onu hoyratça tüketiyoruz. Bir bisikleti dengede tutmak için gösterdiğimiz çabayı düşünün. Aynı hassasiyeti toplumun dengesi için göstermiyoruz. İşte asıl kırılma da burada başlıyor. Hayatımız boyunca önemli kararlar veririz: Hangi işi yapacağız, nerede okuyacağız, kiminle hayat kuracağız, ama en önemli kararı çoğu zaman unuturuz: İnsan kalabilmek. Vefalı kalabilmek. Bugün “kazandım” dediğimiz ne varsa, aslında büyük bir kaybın üzerini örtüyor. Sınavlar kazanılıyor, paralar kazanılıyor, makamlar elde ediliyor, ama vefa kaybediliyor. Toplumda vefanın azalmasıyla birlikte; saygı zayıflıyor, sevgi yüzeyselleşiyor. Sözlerin değeri kalmıyor, ilişkiler çıkar üzerine kuruluyor. Teknolojiyi iletişim aracı olarak gördük ama o, çoğu zaman bizi birbirimizden uzaklaştıran bir araca dönüştü. Eskiden, “Düşman bacadan girer” denirdi. Bugün ise ekranlardan, fark ettirmeden hayatımızın tam ortasına yerleşiyor. Aile yapısını zayıflatan, değerleri aşındıran içerikler; insanı insandan uzaklaştırıyor. Artık insanlar birbirine değil, menfaatlerine yakın. Egolar büyüyor, hırslar artıyor. “Onun varsa benim de olmalı” düşüncesi, vicdanın önüne geçiyor. Dedikodu, fitne, fesat, iki yüzlülük… Unutulan dostluklar, terk edilen değerler. Bütün bunlar, bizi sessiz ama derin bir uçuruma sürüklüyor. Maddiyatın her şeyin önüne geçtiği bu çağda, en büyük kaybımızın para değil, insanlık olduğunu fark edemiyoruz. Ve eğer bu gidişata dur demezsek, Yarın çok geç olacak. Unutmayalım:Toplumu ayakta tutan şey teknoloji, güç ya da zenginlik değil; vefa, sadakat ve insani değerlerdir. Bugün hepimize düşen bir sorumluluk var: Vefayı yeniden hatırlamak. Yaşamak ve yaşatmak. Aksi halde. Hep birlikte aynı uçuruma yürümeye devam edeceğiz.